Hayat; Yaşandığı An'dadır!... Gerisi..YALAN! Gerisi...BOŞ! YaNaNgÜn - Blogcu


YaNaNgÜn

22/7/2008 - Hayatın Renkleri..




Hayatta her rengin olduğunu bilirsin kuşkusuz Ama gün gelir unutursun o renkleri.
Tam unutmakta değildir bu aslında. Sislerin arasındadır renkler ve sana alabildiğine uzak. Bir zamanlar avuçlarının içindeydi oysa. Anımsarsın bunu ve tasalı bir gülüş düşer yüz hatlarına. Deli doluydun bir zamanlar ve renk cümbüşüydü hayatın…

Ve bir gün aklının pek de almadığı bir nedenle vazgeçmişsindir renklerden…
Kendini kıstırmış, hapsetmiş, yaralamış, kendi kafana öldürmeyecek bir mermi sıkmış olarak bulursun kendini. Sen sen değilsin artık. Ve bunu anlamak için zamanın akması gerek. Seri bir katil gibi kıyarsın kendine ağır ağır… Öldürmeden, yok etmeden, yakmadan kıyarsın kendine. Baharlar gelip geçer. Yaz üşütür, kış yakar seni…Sonbahar yaprakları düşmez olur başına. Gözlerin yakını bile seçemez. Dalgaların rengini unutmuşsundur. Köpüklerin sesini duymuyorsun artık…Ne de çabuk unuttun fark ettin mi? Bu ara da bir saatin bile olmuştur. Ve bu Dünya’da belki en çok ona ihtiyaç duyar hale geldin…sık sık saatine bakıyorsun, sana hiç aldırmadan giden zamana söyleniyorsun. Tamda tatlı bir sohbetin orta yerinde gitmen gerek, kalkman gerek, yola düşmen gerek, kendin için değil ama birileri için hep gitmen gerek! Sabahların sabah değil…Gecelerin senin değil. Kuşlar, vapurlar, uzaklar, kentler, özgürlük, düşlerin, tasaların, hayallerin senin değil…çünkü sen sen değilsin artık. Günün birinde garip bir yolculukta düşler tarlasında aramaya çalışırken bulursun kendini ve sorarsın kendine kendini ve dehşetle irkilirsin ardından. Kendini nerede, neden, kiminle kaybettiğini anımsamadığının farkına varmışsındır çünkü… Derin bir uykudan uyanırsın çoktandır duyumsadığın renklerin karşısına geçip dansa kalkışını seyredersin bir balodaymışçasına ‘’ama’’dersin ‘ama yaralandıktan sonra hatırladım renkleri’’ Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur gibi akıtmak istersin gözyaşlarını…ağlayamazsın. Bir şeyleri yetiştirme çabası adına çok şeyleri yitirmişsindir aslında, dans edemeden yaşlanmışsındır mesela; Bir gülü bile koklamadığını fark etmişsindir. En önemlisi çok sevdiğin halde birinin gözlerinin içine bakarak ‘’SENİ SEVİYORUM’’ diyememişsindir, sarılmamışsındır boynuna. Belki de hiç bir şeyi başaramamışsındır aslında, ne ölmeyi ne de yaşamayı.

 
(alıntı) 


şimdilik siz sevgili arkadaşlarıma iyi temennilerimi bırakıyorum, bir süre yazmayacağım, kafa tatilindeyim anlayacağınız, tekrardan görüşmek üzere, sevgilerimle sağlıcakla kalın.

Bağlantı

28/5/2008 - Sıkı Tut Yüreğini...

 

Düşmek; bazen bir daha kalkamamaktır.

Bazende, daha iyi kalkmak toparlanmak, eskisinden daha diri olmamaktır ruh için.Elbet beden düşecek toprağa tıpkı bir yaprak gibi.

Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur.
Ya düşen yürekse ve ruhumuzsa ne olur?

Yaşamın pırıltılarında esir ettiğimiz sımsıkı tutamadığımız yüreğim ne olur,ah yürekler ne olur?

Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere,birşeylerin ucunda olsa... Sımsıkı tut yüreğini ki tutundum diyebildiğin birşeyin olsun. Her insanın en çok aşina olduğu kadar bir o kadar uzak olduğu menzil değilmidir yüreğimiz ?

Ne kadar ara verirse versin insan. birşeye ara vermemeli yüreğine onu hep sıkıca tutmalı ve tutunacak bir yer bir liman aradığında içinde bulmalı onu,
coşturmalı değil mi çağlayanları?
Açtırmalı tüm lalelezarları yüreğinde.
Sıkı tut yüreğini hem de sımkısı kaçmasın .

Niye sıkılıyoruz ki ?
Neden hezeyanlar neden yüreğimizde med-cezirler ?
Galiba tutamıyoruz/tutunamıyoruz, hiç bitmiyor yürek fırtınasıda ondan.
Ne ümitler saklıyorum içimde ve de son nefese kadar saklayacağım ben.

Ümit o ki; hiçbir çile ve zorluk ruhu yıpratmasın, yolundan alıkoymasın.

Bedenimiz elbet eskir, pörsür. ya ümitlerimiz hayallerimiz ve tabi ki sıkı sıkı sardığımız, sarıldığımız yüreğimiz?

Sıkı tut yüreğini;
Çık onunla çimenler üzerine.
Katıl sende hayallerindeki mavi turlara
Savaş Don-Kişotlar gibi yeldeğirmenleriyle
Dal seyrine sevgilinin gözlerinde maviyle tüllenen enginlere...
Koş işte yüreğinle tut ellerinden, yürüt onu çocuklar gibi...
Seherlerle uyan, yalvar Allah''a en güzel esmalarla ve içten dualarla.
ilahi mesajlarla açılsın kalp barajların.
Potansiyele dönüşsün içindeki tutkuların, arzuların...
Dostlarla ol,dost ol herkese ve herşeye. Sevgiliyle ve en sevgiliyle muhabbetler et. Yüreğinin çare-i yeganesine hem dem ol.
Mideni düşündüğün kadar onu da düşün, besle büyüt en lahuti manalarla.

Yorgunluk ,dermansızlık belirir çok zaman.Düşünemez insan, farkedemez neyi kaybettiğini ve kaybederken neleri yitirdiğini...

Ruhu sıkı tutmalı ki, düşmesin!
Mühim olan o çünkü...
Ve bir papatyanın düşen yaprakları sana ;
düştüm,düşmedim der gibi :
Ben seni tutuyorum düşmeyesin diye, sönmez ümitler dolduruyorum içine…
Pörsümez sevinçler, dipdiri hayallerle...

Nede olsa benim yüreğimsin yine de söküp atamam seni!
Sıkıca tutarım düşürmem seni bir daha söz...
Biliyorsun ben sensiz asla yapamam.

Sımsıkı tut yüreğini ki; düŞmesin !

Ve sımsıkı sar ki onu; fazla üşümesin 


-alıntı-

Bağlantı

27/5/2008 - Ortaya karışık düşünceler.. (bölüm -1-)

 

Bazen oturup düşünürüm şu Dünya denen durağı. Bu sonsuz gibi gözüken fani hayatımızı.

İnsanlara bakarım, onları gözlemlerim. Herkesin bir hikayesi vardır ya merak ederim. 

Aslında en sevdiğim şeylerden biridir, pencereden sokaktakilere bakmak, ya da bir parkta, bir çay bahçesinde,  sahil kenarında oturup insanları izlerim. Merak ederim  önümden geçen insanların ne düşündüklerini, nasıl yaşadıklarını. Niye geldiler bu Dünya ya diye.

Onlar hayatı nasıl algılarlar, ne hisseder, ne düşünür, ne yaşarlar. bazılarının yüzünden okunur zaten herşey , bazılarınınsa yüzüne bakmaya gerek yoktur, hali herşeyi anlatır.  

 

Garip bir kısır döngü içinde hayatlarını , zamanlarını harcayan insanları görürüm, amaçsız, umutsuz, yarınsız insanlara bakarım, hayretler içinde akıllarını nerede unuttuklarını, umutlarını nerede kaybettiklerini, amaçlarını neden bıraktıklarını, yarınlarını neden kaybettiklerini düşünürüm.

 

otururum bir cafe de konuşanlara bakarım; laf olsun bal kabağı  şeklinde düşüncelerini ifade edenlere, hareketleriyle kendilerini küçülttükçe küçültenlere bakarım, havasından ortamın havasını kaçıranlara takılır gözüm, yazık derim içten içe, bu kadar ucuz mudur insanlık diye.

 

kendimle dalga geçmeyi , kendisiyle dalga geçebilen insanları severim,  ne hoştur bütün takıntılardan kurtulup, komplexlerini bir kenara atıp insanın kendisiyle dalga geçebilmesi.

 

Hayat'la dalga geçmeye başlayalı çok uzun yıllar oldu, hatırlayamadığım kadar uzunn. bir gün bir baktım ki; aslında herşey fanii, yalan dünya geçici. üzüntü sevinç, acı , keder, mutluluk biz insanoğlu için olan duygular; acılarımız olmasa mutluluğumuzun tadını çıkaramayız, diğer zıt duygular içinde bu geçerli elbet. ama birşey var ki "hepsi geçiyor" aslında boş yere kafamıza takıp üzülüyoruz, çoğu şeyi boş yere dert ediniyoruz kendimizi, bu günümüzü beyhude geçiriyoruz.

 

belki de; önemsememiz gereken düşünce ve insanları fazla önemsediğimizden kaynaklanıyor tüm bunlar. kim bilir?belki de hak ettiklerinden fazla değer veriyoruzdur insanlara, sonra yine üzülen nedense biz oluyoruz, oturup birde hayıflanmazmıyız, hep bana mı dertler, kederler, hüzünler diye,...

 

                                                  - SOn-

Moon_Şahle

(esti biryerleden karaladım öylesine, karamalarım devam edecek)

 

not; resim üzerinde ki yazı bana ait değildir, ben sadece resme işledim diyelim.yazarını da bilmiyorum, merak ta etmedim zaten:) sadece beni anlattığı için seviyorum.

 

Bağlantı

25/5/2008 - Mutluluk Sahip Olduklarımızdadır...

 

Mutluluk sahip olduklarımızdadır

Tabağında ağız tadına uymayan bir yiyecek
bulduğun zaman şikayetçi olma.
Tabaklarında karınlarını doyurmak için bile
hiçbir şey bulamayan insanları düşün...

Sıkışmış bir trafikte kendini umutsuz hissettiğin
zaman şanssız olduğunu sanma.
Dünyada arabaya binme sanşına
hiç sahip olamayan kişileri düşün...

İşinde kötü bir gün geçirdiğin zaman
kendi kendine söylenme.
Yıllardır işsiz kalmış bir kişiyi düşün...

Yerleşim merkezinden kilometrelerce uzakta
araban bozulduğu zaman yaşama küsme.
Doğduğu günden buyana böyle bir yürüyüş yapmayı
özlemiş bir felçliyi düşün...

Aynaya baktığında saçındaki yeni bir beyaz
saç teli daha seni üzmesin.
Saçlarına yeniden sahip olmayı bekleyen ve
kendisine kemoterapi tedavisi uygulanan
bir hastayı düşün...

Yaşamın anlamını ve amacını düşünmeye
başladığında kafan karışmasın.
Bunu düşünmeye bile fırsatı olamayanları düşün...

Ve birgün insanların sertliği, umursamazlığı,
küçüklüğü ve güvenilmezliği karşısında kendini
aşağılanmış ve kurban edilmiş bir duygu içinde
bulursan, yine de gülebilmeyi dene.
Çevresindekilere sert, umursamaz, aşağılayıcı
ve ezici davranan bir kişi olmadığına şükret...

 

 

Bağlantı

23/5/2008 - Sana Yazıklar Olsun!...

 

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Allah’ın yarattığı sudan içersin, havasından solursun,
O’nun nimetlerinden yersin

bütün bunlara rağmen O’na isyan etmekten çekinmezsin.

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Günah islemek için azmedersin, utanmazsın
elinden geleni yaparsın
ama tövbe etmek için ayni azmi göstermezsin.
Günahında ısrar edip, tövbede beklemeye kalkarsın.

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Aksama kadar boş boş konuşursun,
ne İslam’ı anlatırsın ne de anlatanı dinlersin.
Bir de utanmadan anlatan insanları önemsemezsin.

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Her şeyi bildiğini sanırsın
ama hiç bir şey bilmediğini anlamazsın,
ilim öğrenmek istersin
ama hafızanı bos şeylerle doldurursun
ilime yer bırakmazsın.

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Bilmez misin ki sana soracaklar gençliğini nerde harcadın?
Neler yaptın? Ömrünü nerede geçirdin?
Ne cevap vereceksin?

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Cenneti istediğini söylersin
ama oraya girmek için hiç bir şey yapmazsın.

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Cehennemden korktuğunu söylersin
ama kendi öz varlığını onun içine
yavaş yavaş atmakta olduğunun farkına varmazsın.

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Ölüleri görürsün devamlı ama

bir türlü akıl edemezsin
bir gün seninde öleceğini.
O günün ne zaman olacağını biliyor musun?
Belki bu gün, belki simdi!

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Azrail(a.s) ile karsılaştığında
biraz daha dünyada kalıp hayırlı işler yapayım mı diyeceksin?
Biliyor musun ecelin beklemeyeceğini,
seni ansızın yakalayacağını?

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Ölüm seni bekliyor ama sen kaçmaya çalışıyorsun.
Nereye kadar? Azık toplayıp yolculuğa çıkmak
en doğrusu değil midir? Peki neden azık toplamıyorsun,
bu dünyada neden hala ellerin bos?

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Her şeyden korkarsın, sevilmeyecek kişileri seversin,
insanlar hoşnut olsun diye elinden geleni yapar,
her isteklerini karşılarsın, peki
O’nun isteklerini neden yapmıyorsun?
Kimin rızası için yaşıyorsun sen?

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Aksama kadar gıybet ederek yediğin etler seni doyurmadı mi?
Hala tıka basa karnini doyurup, şehvetini arttırırsın.

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Dinlediğin bir şarkıda, izlediğin bir filmde ağlarsın da;
Allah için neden ağlamazsın. O’nun için gözyaşı akıtamayacak kadar kalbin kararmış mi?

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Müslüman ım dersin ama buna sen bile zor inanırsın.
Yaşayışına bir bak gerçekten Müslüman misin?

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
Gökleri delen binalara bak! Onları yapanlar simdi iki metrelik çukurun altında.
Tedbir almazsan yarin sende onlara komşu olacaksın!

EY NEFSIM ! Sana yazıklar olsun...
İnsanlara teşekkür etmekten çekinmezsin ama
Yaradan’a nankörlük etmekten utanmazsın.

EY NEFSIM ! Umulur ki tövbe kapıları kapanmadan,
sen hala nefes alırken, olum melekleriyle karşılaşmadan önce aklını başına alır, geçici dünyayı sonsuz yurt olan Ahiret’e tercih etmekten vazgeçersin!

EY NEFSIM ! En kısa zaman da ALLAH’ın yarattıklarına bakıp tefekkür etmeyi öğrenmelisin, O’nun istediği yaşamı bilmek yetmez, onu yasamak lazım, yaşamak...Sonra da yaşatmak...

EY NEFSIM ! NE MUTLU SANA YENİLMEYENLERE, NE MUTLU SENI EZİP GEÇENLERE, NE MUTLU ALLAH’I RAZI EDENLERE...

 

 

 

Tüm inananların Bu Mübarek gününü kutlarım,

arkadaşlar Allah hakkınızda herşeyin hayırlısını ihsan eylesin.Biz inanları Cennetiyle ödüllendirsin.(tabii dilemekle olmuyor,dimi)

Ziyaretlere geleceğim, malum işler.:)

Şimdilik sevgilerimi bıraktım.

 

 

Bağlantı

22/5/2008 - Ben bunu hak etmedim!...

Layık olmak", "Borçlu olmak", "Hak etmek"; Bunlar tehlikeli sözcükler. Belkide dilimizden bu sözcükleri çıkarsak hayatımız daha da kolaylaşırdı.

Bu sözcüklerin bütün anlamı bizi hayal kırıklığına, güceniklik ve reddedilme duygusuna sürüklemekten ibarettir.

Bizim için bir şeyler olacağını veya bize borçlu olunduğunu zannetmek bizi hayal kırıklığına uğratır. Hak ettiğimiz şeyi alamdığımızda da kandırıldık demektir.

“Bana borçlu, onun için her şeyi yaptım”
“Ben onun bu davranışına layık değilim”
“Ben artık bunu hak ettim”
“Ben bunu hiç hak etmedim”

Hak ettiğimize, hak etmediğimize, layık olduğumuza, layık olmadığımıza, birilerinin bize borçlu olduğuna inanarak yaşamak bizi mutsuzluğa sürükler. İstediğimizi alamadığımızda içimize acı bir duygunun çöreklenmesine sebep olur.

Tabi ki bazı ümitlerimiz olacaktır. Fakat minnettarlık, saygınlık, övgü ya da sevgi bekliyorsak, tehlikedeyiz demektir.

Mutluluk hakkını satın aldığımızı düşünüyorsak, sonradan içine yuvarlanacağımız bir tuzağı kendi kendimize kurmuşuz demektir.

Bağlantı

21/5/2008 - Gelelim SObe'me:)

İşlerimi hallettim tam geldim, günün anlam ve önemini belirten yazımı ekleyip ziyaretlerime çıkacaktımki bir baktım Canım Arkadaşım Bulmaca'm beni Sobelemiş  Buyur burdan yak durumlarını yaşamadım değil hani.

Canım benim yerime doldurup yollasan daha iyi olurdu Şaka bir tarafa, ehh becerebildiğim kadarıyla Sobe min hakkını vermeye çalışacağım. Sanırım harflerle ilgili ilk aklıma gelenliri ve biraz da bana dair şeyleri yazacağım. Ne de çok severim ya kendimi anlatmayı başlayalım artık dimi:)

 

 

Annem.. Allah seni başımızdan eksik etmesin 

alınganlık yaptığım olur sebebini bende bilmem alınasım gelir birden :) anlayışlıyımdır hatta anlayış abidesi olmaya aday olduğum anlar çok olmuştur... ama bende insanım canım.. aşırılığı sevmem hiçbirşeyde.

 

Bulmaca işte :) her karesi siyaha boyanmış çözyemeye çalışanın içinde kendini kaybettiği bir bulmacayım. çözebilene aşk olsun ,bazen kendim bile kendimi çözemiyorum dermişim:) ip uclarımı kullanıyorum:P 

 

Cadı olduğum söylenir , eh haksızda değiller, cana yakınımdır, ama buz dağını aşabilene:) Can taşıyan varlıklara değer veririm, tabii bu bir hamam böcüğü değilse :P

 

Çocuğum hala, 27 lik  yaramaz bir cimcimeyimdir. içimdeki çocuğu öldürmedim hala,  valaa ne zaman büyürüm bilmiyorum ama içimdeki çocuğu çok seviyorum.

 

Deniz den vazgeçemem. onun olmadığı bir yerde yaşayamam bile. Doğruluk ve dürüstlükten yanayım.. duygusalım.. doğa aşığıyım, hastalık derecesinde olmasa da düzenliyimdir, dağınıklığı sevmem. disiplini severim, ama dozunda olmalı.

 

Evim evim güzel evim, tek huzurlu olduğum yer. 

 

Gezmek yeni yerler görmek özellikler doğa ve deniz için iç içe olduğu yerlere bayılırım, tarihi yerleri zaten vakti zamanında gezdim.gevezeyimdir, çenem düşüktür aslında severim konuşmayı:) 

 

Ğ ile başlayan birşey bulursanız bana da haber verin :P    

 

Hareketliliği severim, boş duramam, bana göre değil. kendimi kötü hissederim.

 

Israr dan nefret ederim.

 

İnce eler sık dokurum.. İnsanları incitmemeye özen gösteririm ama ne kadar başarılı oluyorum onu da benimle  muhatap olanlar söylesin.. İstediğimi herzaman alırım ya da yaparım, yeterki gerçekten isteyeyim ve aldığımda, yaptığımda bunca uğraşa değecek birşey olsun.

 

Jöle , pasta nın üzerinde harika durur:)

 

Kıskançlık bence gereksiz bir duygu, kıskançmıyım? sanmıyorum... KARAKIZ'IM illede sen,iyi ki varsın, benim moral depom.

 

Lale mevsimi geçti :( laleri çok severim. Laubalilikten hoşlanmam.herşey dozunda olmalı.

 

Müzik olmasa olmazımdır, her daim dinlerim.

 

Neşeliyimdir, tabii keyfimi kaçıracak birşeyler yoksa.

 

Ot gelip ot gidenleri sevmem. otoriteyi severim,

 

Özveri göstermekten özveri kaynaklarımın tükendiğini hissediyorum.:P

 

Patavatsızlık olarak alıgılanan çıkışlarım vardır zaman zaman, ama söylediğim gerçekler nedense insanlara patavatsızlık olarak görünür. Pıtırcıklarım, elimde çizmedik yer bırakmasanızda, sizin o masum bakan gözleriniz yeter, sizi çok seviyorum:)

 

Rahatsızsım ama kafadan :P Rahat ın bana battığı zamanlarda kalkar iş yaparım :) 

 

Sessiz sakinimdir, etliye sütlüye pek karışmam,sadeliği severim abartıdan hoşlanmam,sessiz bir yerde müziğim sigaram ve yanlızlığım la oturup kafa dinlemeye bayılırım.Sadığımdır,

 

Şahle, seviyorum kendimi ne yapayım, ve bence her insan önce kendini sevebilmeli herşeyiyle, çünkü bu dünya da bir taneyiz, klonumuz yok :P

 

Takatim tükendimi ne, durdurun dünyayı inecek var. biraz mola fena olmazdı.

 

Uğura inanmam batıl bir inanç, herşey insanın içindedir. yeterki yürekten istesin.

 

Üşengeçliğimin tuttuğu pek görülmez ama fena da olmazdı üşengeç olsam:)

 

Voleybol  çok oynadım orta ve lise yıllarında üni de turnuvalarımız vardı.ne günler di... :) Vaktimi boşa harcamayı sevmem,

 

Yalanı sevmem, söylenmesini de söylemeyide, ama pembe ve kimseye bir zararı olmayacak bir yalan atmak zorunda kalırsam da oturup niye yaptım diye de hayıflanmam.( tabii bu işim için geçerli Malum :) ama kendimi yalan söylemek zorunda kalacağım bir durumada sokmam kolay kolay sosyal ve özel hayatımda. yağmur ahh yağsanda bende ıslansam,ruhumu yıkasam senle.

 

Zorumdur, hiç kolay olmadım,basit işlerle uğraşmayı zaman kaybı olarak görürüm.. Zaman, akıp geçen zamana ayak uydurup onun bana getirdikleri ve götürdükleriyle yaşayabilen yoluma devam edebilen bir yapım var.

 

 

bu kısıtlı zamanda ancak bu kadar yazabiliyorum, Umarım doğru anlamışımdır sobe yi:) işlere dönmem gerek acil olarak. buradan sevgilerimi ve iyi temennilerimi gönderiyorum,kendinize  iyi bakın sağlıcakla kalın, ziyaretler yarına kaldı artık kusurumabakmayın:)

Bağlantı

20/5/2008 - İsteksizliklerimiz ve bahanelerimiz

 

Sırf alıştığımız için kendimiz bunalımlı, çaresiz veya değersiz hissediyorsak, yavaş yavaş yoğun bir uyuşukluğa gömülmeye başlarız. Sanki bir umutsuzluk batağına saplanmışızdır. Orada öylece kalmak, ayağa kalkıp bataktan çıkmaktan daha kolay gelir bize.

 

Bahaneler tembelliğimiz için bulduğumuz gerekçelerdir. İnsanların bize fırlattıkları hayat iplerini kesmemizi kolaylaştırırlar. Bahaneler arkasında saklandığımız maske, yaslandığımız koltuk değnekleri gibidirler.

Riskten kaçınmak, başarısızlığımızı açıklayabilmek, değişmeye yanaşmamak ve egolarımızı korumak için bahanelerden yararlanırız. Aslında şunu demek isteriz: “Aslında bu benim hatam değil.”

Yüksek zeka düzeyinin bile bu bahaneleri azaltmakta değil, güçlendirilmesinde kullanılması da ilginçtir.

Rahatımız kaçmasın diye mazeret bulmakta hepimiz ustayızdır. Sabah erkenden yataktan çıkmak istemediğimizde niye o gün iş aramaya ya da ev bulmaya gidemeyeceğimize dair bir sürü bahane bulabiliriz. İsteksizlik bizi hissizliğe sürükler. Duygularımız bizi orada öylece yatırmaktadır.

Halbuki o anda hissettiğimiz şeyin tam üstüne giderek isteksizliğimizi yenebiliriz.

 

  • Kendinizi reddedilmiş hissediyorsanız, tekrar oraya gidip reddedilme riskini göze almalısınız.
  • Aşırı utangaçsanız, olduğunuzda daha girgin görünmeye çalışmalısınız.
  • Çaresizlik duyduğunuzda, sanki kontrol sizdeymiş gibi davranmalısınız.

Tabi bu kolay bir şey değildir.

Bir işi yüklenme, meşguliyet gibi şeyler isteksizliklere karşı en iyi ilaçtır. Doğa bizi yaratıcı, meraklı, araştıran yaratıklar yapmış. Hareketsizlik bizim için doğal değil. Bahaneler ise bizi iyice kıpırtısız hale getirir. Bunu durdurmanın tek yolu vardır.

Artık bahane bulmaya son vereceksiniz.

"Altı aydır şu işi erteleyip duruyorum, artık yeter, hadi iş başına."
"Üç gündür şu konuşmayı yapamadım, şimdi arıyorum. diyeceksiniz."

“Yapamıyorum” dediğinizde, bu sözleriniz ağzınızdan çıkıp kulaklarınıza, oradan da yapıştıkları beyninize gider.

“Söylemek İnanmaktır”

“Ben başarısızım, aptalın tekiyim, hiç yeteneğim yok, değişemiyorum.”

Ağzınızdan çıkan söz, kararı kesinleştirir. Halbuki hem kulaklarımız, hem de her şeyi kaydeden beynimiz için şu sözleri duymak daha iyi olmaz mıydı?:


“Evet, değişebilirim, en azından değişmek için elimden gelenin en iyisini yapabilirim. Deneyebilirim.”

Eğer günümüzü çaresizlik, endişe duyguları ile geçiriyorsak, tabi ki çaresiz ve endişeliyiz. Eğer oyunumuzu değiştirmeye karar verirsek, bu sürekli kaybedilen oyunlara bir son vermeye ilk adımı atmışızdır demektir. Bizim için değişmeye açılan kapı her zaman açıktır. Tek yapmamız gereken bu kapıdan geçmeyi istemektir.

Yaşımız, mesleğimiz, cinsiyetimiz ne olursa olsun, değişme gücü bizim içimizdedir

Bağlantı

19/5/2008 - Ah Anlayış, seni yazmaya kıyamıyorum

Ah Anlayış, seni yazmaya kıyamıyorum

Ah 'anlayış' seni yazmaya kıyamıyorum. Sen ki bir zamanlar yaşanan bir şeydin aramızda, şimdi sadece bir yazı konusu olabiliyorsun.

Dünya denilen kondu'nun evsahibi olmak bir yana, ne kiracısı, ne de gelip geçici misafirisin artık. Semtimize uğradığın yok. Sahi, bizim bir semtimiz var mıydı?

Sanki seni yazdığım zaman, bir şeyler dilimde dağılıp gidecek sanıyorum. Sanki herkesin birbirinden sakladığı bir şeysin. Bazen ayak sesini duyuyor gibi oluyoruz, ama sonra anlıyoruz ki o sen değilmişsin, meğer ardında sitem katarını sürükleyen söz yığınıymış gelen. Ne çok konuşuyoruz ah ne çok. Konuştukça konu dağılıyor ve kalan birkaç şeyi de boşaltıyoruz iç odalarımızdan.

Kafamızı derin meselelere tahliye ettiğimiz gibi, gönlümüzü de tadilat bahanesiyle kapatıyoruz. Biraz az konuşsak eminim herkes birbirini daha iyi anlayacak. Biliyorum, sessizlik denilen tülün altında gizlemişler seni. Susmayı bir bilsek, şöyle aynı dilden susmayı, bir daha kaybetmemecesine yakalayacağız seni.

Ah anlayış, seni uzaktan parmakla gösteriyorlar gazeteler ve gazete cemaati, bulmacalarda bekliyorlar yolunu. Orada görünmeyen bir ülkesin, kaldırsan kapındaki sisi, yüzündeki peçeyi sana iltica edeceğim. Sivrisineklerinkiyle saz heyetinin sesini aynı görmemi istiyorlar benden. Anlayana bu bile fazla diyorlar.

Uzaktaki davulun sesine kanmamam lazımmış. Uzaktaki davuldan yakındakini ayırmanın adıymış anlamak. Bense hiçbir şey anlamıyorum bu tür sözlerden. Anlayışınca her şey başladığı yerde bitiyor. Neden herkes bir mânâ üzerinde göz göze gelmesin?

Ne kolektif düşünce ne ortak akıl; evet, biraz merhamet! İstemem törenlerle şölenlerle karşılanmak, bir söz ülkesine girdiğim zaman. Dilerim ki acemi ve hoyrat adımlarıma beni yüzüstü düşürecek söz halkaları geçirmesin dostlarım, beni anlayışla karşılasın yeter. Beni kavramakla yetinmesin niyet okuyucularım. Ne de olsa kavramak bir kafayı, bir beyni ipotek altına almaktır.

Başkasına ait gizli odaların anahtarlarını ele geçirmekten duyulan bir şehvettir kavramak. Ben isterim ki okuyucum beni hareket ettirebilecek yerlerimden kavrasın, incinen, acıyan yerlerimden değil.

Zira acı ve incinme için anlayış gerektir. Bunun yolu da sahici sevgiden geçer. Sevgi seviyemize inen bir öğretmendir. Tedirginliğimizi anladığından bizi tahtaya kaldırmaz, olduğumuz yerde imtihan eder. Onun kelimeleri boşlukta öyle salınıp durmaz; gözlerinin içi gibi sözlerinin içi vardır.

Alemlere rahmet o Kutlu Elçi'yi anlamanın yolu da kalbini yumruğa dönüştürmemekten geçiyor: "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"

Ah anlayış, seni yazmaya nasıl kıydım!

Şimdi herkesin işine geldiği gibi anlattığı bir masala dönüşeceksin, biliyorum. Ve kimbilir kimler iplere serecek seni un yerine. Aynı rakamlardan çıkan farklı sonuçlar gibi olacaksın kimseyi hoşnut etmeyen, hesapları altüst eden.

Şimdi verdiği selamı açtığımız merhamet mendilinin üzerine bozuk para gibi fırlatanlara nasıl anlatacağız anlamakla anlayış arasındaki farkı? Üstelik onlar hâlâ lügatlerde gezinip dururken.

Sözlükler seni tanımlarken "yumuşamak" diye geçiştirmeye çalışsa da, bunun bir ihlal olduğunu biliyoruz. Zira her tanım bir ihlaldir. Sen olduğun yerde kal. Nasıl olsa biz seni tarif ettiğin adresten bir gün gelip alacağız. Hele aklımız yüreğimize bir gelsin.


Hüseyin AKIN


 

Bağlantı

18/5/2008 - Şeker uyuşturucu gibi… Öldürüyor!

 

Bu öyle bir zehir ki her markette, bakkalda satılıyor. Bütün diğer uyuşturucular gibi bağımlılık yapıyor ve haz duygusuyla birlikte vücuda zarar veriyor. Hatta bu beyaz zehir çocuklara yediriliyor.

British Medical Journal’da yeni yayınlanan bir makalede “Şeker tütün kadar tehlikeli, zarar verici ve bağımlılık yapıcı olduğu için uyuşturucu sınıfına sokulmalıdır” diyor. Gözünüzün önüne yeğeninize, çocuğunuza “hediye ettiğiniz”çikolatalar, gofretler mi geliyor? İnsanı sigaraya, uyuşturucuya en yakınları alıştırır... Çocukları da “şeker isimli zehire” anne-babaları alıştırıyor en önce.

Şekerin ettikleri

• Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.
• Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.
• Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.
• Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor.
Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı

Özellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!

Şekerdeki genetik risk

Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu “oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü.

Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor mesela...

Şekerin gizli isimleri

Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.

Karacaoğlan’ın “zehir oldu yediğimiz şekerler” deyişi günümüzde daha bir geçerli... 
     

Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Spectral $ahle
Yüreğim en çok burkulduğunda kırık bir şiir olursun içimde; ve ben kimseler okumasın diye, seni göz yaşlarımla yine yüreğime yazdım...
Son Esenler
& Hayatın Renkleri..
& Sıkı Tut Yüreğini...
& Ortaya karışık düşünceler.. (bölüm -1-)
& Mutluluk Sahip Olduklarımızdadır...
& Sana Yazıklar Olsun!...
& Ben bunu hak etmedim!...
& Gelelim SObe'me:)
& İsteksizliklerimiz ve bahanelerimiz
& Ah Anlayış, seni yazmaya kıyamıyorum
& Şeker uyuşturucu gibi… Öldürüyor!

Bağlantılar
Ana Sayfa
Blackpearl
Arkadaşlarım

Arkadaşlarım

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsesperi
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsAdiabloA
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsekolmany
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsbulmaca01
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicscabukyemek
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsnilsumavi
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsdostkervani
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsblogekle
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsbusecegunler
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicscityinfo
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicselalim
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsgonuldostu13
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicskirkkanat
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsleylakrengi
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsLezzetDefteri
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsmavikoridor
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsmehpareogt
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsMuCiZeMM
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicssabah
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicssahi
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicssazenusothan
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsserkancaesintiler
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsserkancakelimeler
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicssessizciglik1
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicssudamlasi1
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsTuLuAt



Serbest Kürsü... İade-i Ziyaretler için lütfen mesaj bırakın.. Daha Eremedik :) ben gelene kadar yayında değil.
Free Counter
Free Counter Fans on the page

ReSiMLi ŞiiRLeRiM
Açılması için beklemeniz gerekebilir.
۩ Şiirhane'm ۩
KIRILGAN

Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı.
Murathan MUNGAN



BİR YERDE ÖLÜM GÜZEL OLUYOR

İnsan bir kere ölüyor ne fena
Bu düzeni değiştirmeli
Bir kere yaşamalı
Çok çok ölmeli
En büyük kederler bizim için
Bizim için karşılıksız sevgiler
Kör kuyular, çıkmaz sokaklar bizim için
Dünyaya nasıl gelmişiz sormayın
Saygı değer annelerimiz incinmesin
Her yerim ayrı ayrı ölmeli
Yoksa ölüm yok bana bu dünyada
Bir kurşun beynime girsin
Bir bıçak kalbime saplansın
Kızgın bir demir dağlasın gözlerimi
Sonra gelsin bir manga asker
Sert bir komut
Bir yaylım ateş
Bırak kim bağlarsa bağlasın gözlerimi.
Çok düşündüm bilek damarlarımı kesmeyi
Rönesans öncesi devirlerden kalma zehir içmeyi
Ve düşmeyi yüksek kulelerden mermerler üstüne
Ayaklarıma taş bağlayıp denizler altında ölmeyi
Yine de ölmedim görüyorsun, ölmedim
O aşağılık hesaplar, küçük korkular bırakmadı beni
Belki de sen bırakmadın, bilmiyorum
Bıraksaydın çoktan unutmuş olacaktın
Halbuki şimdi benden kaçman da zor
Anlıyorum beni sevmen de zor
Dedim ya bir yere kadar yaşamak güzel
Ama bir yerde ölüm güzel oluyor.

Ümit YaŞar OĞUZCAN



ACILAR DENİZİ



Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...

Ümit YaŞar OĞUZCAN


Gidip Göremeyenlere...











Ne dersem İnanırsın?



Cursors